Tasarımcılar ile Röportajlar #1: Pembe Birinci

Tasarım meraklıları, tasarımcılar ve tasarım savunucuları!


Hepiniz yeni oluşumumuz ‘Tasarımcılar ile Röportajlar’ diyalog platformumuza okuyucu veya isterseniz katılımcı olarak davetlisiniz! Sizin de bizim gibi kaliteli mekân uygulamalarına dair ortak dertleriniz varsa bu seri için en az bizim kadar heyecanlanacağınızı düşünüyoruz!


Tasarımcılar ile Röportajlar serisi, adamızda içmimarlık, mimarlık, tasarım ve benzeri mesleklerle uğraşan kişilerin hikâyelerini dinlemek ve sizlerle de paylaşmak için güzel bir fırsat sunuyor. Onların ofislerine, çalışma alanlarına gidiyoruz, bir kahve eşliğinde çalışmaları, yaşamları ve gelecekleri hakkında konuşuyoruz.




Mesleki geçmişin, tasarım geçmişinle başlayalım mı? Bugüne nasıl geldin bize anlatabilir misin?

Pembe Birinci: 11 yıl önce içmimarlık bölümünden mezun oldum ve yüksek lisans yapmaya Hollanda’ya gittim. İç mimarlık alanında uzmanlık ararken, kendimi çok farklı bir mekân ölçeğinde yüksek lisans yaparken buldum. İç mimarlık ölçeğinden kent ölçeğine bir serüven ve aydınlanma yaşayıp Ürbanizm alanında yüksek lisansımı tamamladım. Mesleğe ve mekâna bakış açım ve kendimi mesleki anlamda tanımak için çok önemli bir dönemdi.


Kıbrıs’a dönünce ‘sudan çıkmış balık’ gibi olmak...


PB: Yüksek lisansın ardından birkaç workshop ve sergi için kısa bir süre daha Hollanda da kalıp Kıbrıs’a döndüm. Adaya adım atar atmaz sudan çıkmış balık gibi hissettim. Hangi alanda uzmanlaşmalıyım? Ne yapmam gerekiyor? Derken akademik alanda araştırma projelerinde çalışıp, farklı mesleki deneyimler edindim. Ardından profesyonel olarak içmimarlık alanına ağırlık verdim ve mesleki maceram başlamış oldu.


Kıbrıs’a döndüğünde kaç yaşındaydın?

PB: 24 yaşındaydım. 3 yıllık Turizm ve Hotel işletmeciliği geçmişim de var. Üniversiteye başladığım yılda bilinçsizce bir bölüm seçmiştim ancak şu anda yaptığım işe katkıları çok önemli. Yine de zor bir sektör ve yaratıcı olmaktan uzak bir alan. Bu alanda çalışan herkese kolaylık diliyorum.


Tasarımın değişken ve çok katmanlı yapısını anlamak ve yaşamak...


PB: Çalıştığım iki toplumlu araştırma projeleri, kent araştırmalarım ve kentlerin yapısal dönüşümlerini incelemek, tüm bu deneyimler bana mesleki bir aydınlanma yaşattı çünkü tasarım o kadar değişken birşey ki. Tüm bu alanlarda çalışıp deneyim kazandığım için kendimi şanslı hissediyorum. Tüm bu işlerin, şu anda yaptığım işlere büyük etkisi olduğuna inanıyorum.


Tasarım için üretim gerek, üretmek için de korkmamak...


PB: Sonra ofisimi açtım. Rusted Design Studio. Küçük ölçekli projelerle başladım. Hatta ilk yaptığım projeyi asla unutmam. Bir ofis tasarımıydı. Şu anda dönüp baktığımda günlerce kendimi eleştirebileceğim ve hatta gülebileceğim bir projeydi diyebilirim. Çok korkak ve tedirgin bir şekilde başlamıştım projeye. Tasarladığım şey nasıl üretilecek? Kiminle üretilecek? Gibi endişelerim vardı… Ve bu nedenlerden ötürü korkak bir tasarım girişimiydi. Aslında her şey üretilebiliyor ve yapılabiliyor. Bunu düşe kalka öğrendim. :)


Şu anda sana baktığımda, seni öyle hayal edemiyorum tabi ki. O kadar korkusuz, o kadar özgüvenli ve o kadar cesurca konuşuyorsun ki...

PB: Akademik ve daha soyut projelerde çalışmanın verdiği bir tedirginlikti. İlk kez tasarladığım bir mekân üretilecekti, biraz korkmuştum ama titreye titreye başladığım işime, şu anda coşmuş bir şekilde devam ediyorum. :)


Rusted Design Studio... İlk tasarım evimiz...













Harika! Rusted ilk açıldığında, yine bu ofiste miydiniz?

PB: Evet, şu anda üç farklı mekândan oluşan bu açık plan ofis ilk başlarda girişteki küçük alandan ibaretti. Bu mesleğe yatırım yapmaya karar verince de çalışma mekânımız zamanla büyüdü. Bu sürede yalnız değildim. Batuhan Bayramoğlu (Pembe’nin parteri) da uzun yıllardır mimarlık alanında çalışıyordu. Ofisi birlikte yürütmeye karar verip iki alanda da projeler yapmaya başladık. Doğal olarak hem mekân olarak genişledik, hem de sayı olarak.


Kontrollü bir büyüme gerçekleştireceğinize inanıyorum, hiçbir şey bir anda olmaz... İdealde işler çoğalır, işte biraz ekip büyür ve ofis de böylelikle genişler. Sence nasıl gelişmeli bu süreç?

PB: Ben de zaten çok hızlı bir büyüme olamaz diye düşünüyorum. En azından benim iş anlayışım açısından. Biraz kontrollü gitmek lazım... Ofisten çıkan her iş aynı kalitede, herkese verdiğimiz hizmetin aynı oranda iyi olması gerekiyor. O yüzden hani sorumluluğumuz arttıkça, sorumluluğumuzu paylaşabileceğimiz insanların da artması lazım. Onları bulmak ve doğru insanlarla çalışmak da çok önemli... Bu süreçler de kolay olmadığı için bir günde olmuyor. Yani şimdiki ortamımız yaklaşık olarak 8-9 senelik bir süreç içinde gelişti.


Ortamınız karma diyebilir miyiz? Batuhan mimar, sen içmimarsın. Aldığınız projelere verdiğiniz hizmetlerde bir bütünlük var mı yoksa ayrı alanlarda ayrı hizmetler mi sunuyorsunuz?

PB: Genellikle mimari projelerin tümünde iç mimari destek veriyoruz ama hepsi tam kapsamlı olmayabiliyor. Talep edildiği takdirde tüm etapları birlikte yürütüyoruz. Bazen de farklı projelerde tamamen ayrı çalışıyoruz.


Disiplinler arası tasarımın gerekliliği ve gücü üzerine...


PB: Sadece içmimari bir proje olsa bile, disiplinler arası bir çalışma ortamı keyiflidir. Çünkü dünyaya farklı ölçeklerden bakıyoruz, dolayısı ile projelere de. Bu da iki taraf açısından, paylaşım açısından iyi olur. Hem sürekli olarak yeni birşeyler öğreniyor hem de birbirimizin görmediği detaylar konusunda da birbirimize yardımcı oluyoruz. Her projede birlikte çalışmasak da mimari projelerin %70’ini içmimari hizmetlerimiz ile birlikte yürütüyoruz.


Tam profesyonel kapsamda içmimarlık hizmetleriniz ile mimari projelerin içinde sunulan içmimarlık hizmetleriniz arasındaki farklar neler?

PB: Örneğin konut tipi bir mimari projede mekân kararlarıyla birlikte, tüm fonksiyona dayalı alanların çözümlerini birlikte yürütüyoruz.


Profesyonel içmimari hizmetlerimizde, bu çözümleri 1/5 ve/ya bazen 1/1 ölçekli detaylara kadar inerek çalışıyoruz... İçmimari projelerin detaylandırılmasında şantiyelere gidecek tüm teknik projeler, asma tavanlardan süpürgelik detaylarının çizimleri, satın alınacak ürünlerin listeleri ve metrajlarının hazırlanması, üretilecek tüm ekipmanın ve sabit mobilyanın üretim çizimlerinin hazırlanması gibi dolu dolu bir süreç geçer.


Mimari ölçekte, ilk başlangıçta, tasarıma başladığımızda daha çok mekânsal olarak danışmanlık veriyoruz.



İçmimari yönden değerlendirilme yapıldığında, mimari bir projenin değiştirildiği veya değiştirilmek zorunda kalındığı senaryolar oluyor mu? Miro’da bunların yaşandığını gözlemliyoruz.

PB: Oluyor. Sürekli oluyor. Özellikle proje tasarım aşamalarındaysa müdahale etmek daha kolay oluyor. Hem kendi ofisimizde hem de dışarda, tasarım süreçlerine içmimarı dâhil eden ekiplerle çalıştığım için müdahale etmek daha kolay.


Ama projesi tamamlanmış ve inşaatı başlamış projelerde müdahale edilemeyecek derecede dezavantajlı mekân çözümleriyle karşılaşıyorum. Bu da ciddi müdahaleler gerektiriyor ve hem zaman hem de maddi anlamda mekân sahiplerini etkiliyor aslında. Hatta mutfak, buzdolabı gibi temel şeylerin sığamadığı projelerle de karşılaştık, karşılaşıyoruz da. Korkunç. Her projede büyük veya küçük istisnasız müdahale yapılıyor.


İdealde sorunsuz ve minimum müdahale için, mimari proje aşaması başladığı anda içmimari projeye de başlanması gerekir değil mi?

PB: Tasarım bir ekip işidir. Tüm proje süreçleri birlikte, eş güdümlü yürütülmelidir.



Sohbetimiz çok hoş ilerliyor, doğallığında güzel sorular gelişti, çok sordum çok da güzel şeyler öğrendim. Sıradaki soruya gelecek olursam... İşletmenizi 3 kelime ile nasıl tanımlarsın?

PB: 3 kelime zor oldu. Bu üç kelimeyi şu anda spontane bir şekilde bulabilirsem, demek ki web sitesi mottom hazır olacak. :)


Evet, biraz zorlayıcı bir soru. :)


Üç kelime ile bizi özetlemek...











PB: İlk kelime yaratıcı diyebilirim. Çünkü her projeye özenle ve özgün davranmaya çalışıyoruz ki hepsi birbirini taklit etmesin o yüzden Rusted’ın yaratıcı bir ortam olduğuna inanıyorum.


Challenging bir ekip var yani herhangi birşey olmadı deyip asla bırakmıyoruz, bayağı uğraşıyoruz. Benim karakterim de öyle. Olmadı dediklerinde daha fazla araştırır, neyin neden olmadığına bakarım...


Hayır’ı kabul etmeyen bir ekipsiniz yani. :)

PB: Evet. 3. kelime de, takım olmak. Bu takım bazı zamanlarda her ne kadar değişse de... Tasarımın her zaman bir sürü disiplinin bir arada olduğu bir takım işi olduğuna inanan biriyim. Rusted’ın da her zaman bu ölçekte iş yapmasını hayal ediyorum. O yüzden, yaratıcı, takım ruhuna sahip ve hayır kabul etmeyen bir işletmeyiz diyebilirim. Bunu daha sonradan toparlayacağım. Bu bir başlangıç oldu, bir cümleye girecek şekilde oturtabilirsem süper olacak.


Ekiple oturup bir beyin fırtınası seansı gerçekleştirebilirsiniz! Çok keyifli olur eminim...

PB: Aynen öyle, lazım zaten ihtiyacımız var.


Rusted olarak tarzımız...


Peki, tarzınızı nasıl tanımlarsın? Her projeye özel yaklaşıp özgün fikirler üretirken, kendi kimliğinizi ve tarzınızı da bozmadan iş yapıyorsunuz bence. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

PB: Güncel ve minimal bir yaklaşımımız var. Çağın teknolojilerinin getirdiği elverişliliği de hesaba katarak, günün koşullarına göre, tabi ki ihtiyaçlar, kişinin arzuladığı detaylar... Bunların hepsi bir araya gelerek oluşturuyor tasarımı ama en azından benim ekip lideri olarak tercihim her zaman daha minimal daha fonksiyona dayalı ve güncel projeler üretmek. Bazı projelerde, projenin kendisi daha farklı çözümler gerektirdiği için farklı tarzlarda da farklı akımların etkileşimleri içinde projeler üretiyoruz ama tercihen bizimle çalışmak isteyenler daha minimal ve güncel çözümleri üretebildiğimiz için bizi tercih ediyorlar.



Tarzınızı güzel yansıttığınızı düşünüyorum.

PB: Teşekkürler!


Kimlerden veya nelerden ilham alarak tasarımlar yapıyorsunuz?

PB: Kendi özelimde ben ilginç bir şekilde motor, makine gibi mekanik şeylerden inanılmaz derecede ilham alıyorum. Sadece iç mekân veya mimari araştırmaları takip etmiyorum. Herkesin vardır ya Instagram veya Pinterest’te takip ettiği sayfalar, bende makinelerin içi ve cihazların nasıl çalıştığını gösteren sayfalar var. Teknoloji ile aram mükemmel olmasa da, dijital değil de mekanik işleyiş çok hoşuma gidiyor. Saatlerin içi, dikiş makinelerinin içi gibi...


Dikiş diker misin?

PB: Dikerim, vakit bulamadığım için dikemiyorum ama...


Geçen gün bir paylaşımını görmüştüm, iplikler arasında...

PB: Geçen gün gittiğim aileme ait nakış atölyesindeki nakış iplikleriydi. Bir projemizin yastıkları özel işlemeli olacak, onların ipliklerini seçmek için gitmiştim. Renkler harikaydı, o an o fotoğrafı çekmeden rahat duramazdım!


Tabi dünyada benim de takip ettiğim ve ilham aldığım bir sürü Pioneer içmimar ve mimar var...


Fuarlar, sokak ve seyahat...


PB: Fuarlar çok büyük ilham kaynağıdır, özellikle ürün fuarları veya tasarım veya yapı fuarları... Bir fikri ne ile üretebileceğimiz de bir fikri nasıl tasarıma dönüştürebileceğimiz kadar önemlidir. O yüzden sadece tasarım değil, yapı fuarlarını da geziyoruz. Tabi pandemiden dolayı iki senedir biraz dünyadan koptuk, çevrimiçi takip etmeye çalışıyoruz ama...


Sokak da çok büyük bir ilhamdır. Gezmek özellikle, seyahat etmek de öyle. Bu da iki senedir yapamadığımız birşey haline geldi... Daha önce kendimi daha yaratıcı hissediyordum çünkü bir sürü mekân, bir sürü yer geziyordum ve başka ülkeler görüyordum... Dünyada ne olup bitiyor takipteydim... Yani internetten gördüğümüz gibi değil, mekânı hissetmek bambaşka birşey. Bir mekânın içinde olmak, ya da dışarıdan bakmak... O da olmayınca, kendimi son iki senedir birazcık sıkışmış hissediyorum açıkçası. Kısacası yeni yerler yeni mekânlar görüp, internetten takip ettiğimiz bu Pioneer tasarımcıların alanlarını, sergilerini ya da tasarımlarını canlı görmek bambaşka birşey. Kitaplar da daha önceleri büyük ilham kaynağıydı ama benim için seyahat onların da önüne geçti.


Evet, seyahat etmek başka bir boyuta taşıdı her şeyi... Son sanırım İzmir’e kısa bir ziyaret yaptın... Bir fuara gitmediniz ama ürün baktınız, showroom gezdiniz, o nasıldı? Gittiğiniz ekip, ziyaretler vesaire bunlar da ilham verici oldu mu?

PB: Kesinlikle, Buradaki imkânların kısıtlamalarıyla bakıyoruz bazen projelere. Sadece malzeme seçimlerini değil mekânlarımızı da tartıştık aslında.


Burada yarattığımız tüm mekânların malzeme seçimlerini farklı mekânlarda da deneyimleyerek, seçimlerimizi eleştirebilme fırsatımız da oldu. Şahsen çok keyif aldığım bir gezi oldu.


Zaman zaman tüm ekiplerin bir arada iş gezisi yapmasının faydalı olduğunu düşünüyorum. Ekipler bir araya gelerek, ufak da olsa bir gezi yaptığında gerçekten inanılmaz yaratıcı fikirler ortaya çıkıyor.


Daha önce Miro ile yaptığımız İtalya gezisinde de ayni etki vardı. Aynı meslek gruplarını bir araya getirmek kolay birşey değil. İtalya gezisinde bir sürü paydaş insan tanıdım, bir arada gezdik. Bu gezi de bu açıdan iyiydi. Daha önce hiç tanımadığım bir sürü mimar ve içmimar tanıdım ben orada da.


Ben de İtalya gezisi ile ilgili kendi adıma şunu söyleyebilirim, çok geliştim orada, sizlerle beraber olmak ve dışarıdan kendimi görebilmek kendime olan bakış açımı çok değiştirdi ve o gezi sonrası güçlendiğimi hissettim. Unutmayacağım bir geziydi. Çok güzeldi. İş olarak baktığım ama onun çok ötesinde gelişen bir geziydi.

PB: Kesinlikle katılıyorum. Benim için de öyle oldu. Ağırlıklı olarak ürün bakacağımızı düşünüyordum, çok insan tanıdık, mekân da tanıdık, şu anda işbirliği yapabileceğimiz bir sürü insan da kattık hayatlarımıza, o yüzden tekrardan Miro’ya teşekkür ederim. Çünkü kolay değil hakikaten o grubu, insanları bir araya getirmek...


Çok teşekkür ederiz. Tabi ki bir beklentimiz vardı, ama bu kadar iyi uyum sağlayacağımızı biz de düşünemezdik. Geziden 3 sene sonra geçen ay aynı ekiple yemekte buluştuk. Zaten son bir yılı saymıyoruz.

PB: Başardık ve buluştuk. Evet, bir yılı delete yaptık.


Normalde bir tasarım yaptığımızda, üretilir ve bitmiş halini görürüz. Son iki senedir hiçbir iş bitmiyor ve zaman zaman kendi kendime soruyorum, ‘’Neden bitmiyor?’’ Sonra hemen fark ediyorum ki pandemiyi unutmuşum. Bir senemiz yok. O bir senede doğal olarak inşaatlar da durdu... Ya da seçilen malzemeleri bir daha bulamadık... Pandeminin getirdiği ticari dezavantajlardan dolayı... Sil baştan seçtik, süreçler uzadı, doğal olarak ambale olduk...


Adapte olduk gibi şimdi, en azından kabullendik, bazı ürünlerin olmadığını, üretilmeyeceğini... Ve başka malzemelerle başka çözümlere doğru ilerliyoruz...

PB: Anlamakta zorlandık. Daha bencil taraftan bakan biri olarak ben de, ‘’Biz burada bu ürünleri seçtik, şimdi nasıl olmaz? Bulup getiremez misiniz?’’ Diye çok sorguladım. Gerçekten de olmadığını İzmir gezimizde de gördük... Yani yok. Hakikaten ürün yokmuş... Burada çünkü kapalı kutunun içinde, dünyada ne oldu ne bitti, (yani en yakın coğrafya Türkiye’de bile) doğru düzgün anlayıp kavrayamadık bir süre... Bir challenge daha oldu orada, bir daha gözden geçirdik bütün yaptığımız işleri. Kalitesinden, tarzından ve tasarımından ödün vermeden mevcut malzemelerle neler yaratabileceğimizi gözden geçirdik... O da iyi oldu, daha önce hiç kullanmadığımız ürünleri nasıl değerlendirebileceğimizi öğrendik. Güzel sonuçlar aldık. O da öğretici oldu. Pandemi öğretici oldu yani. Sevmesem de bu cümleyi kurmayı... Oldu. Bir şekilde... :) En azından tam aynı doğrultuda gitmedi ama birazcık sapmış, yine de tatmin eden bir sonuç çıktı.


Dönüştürmek...


Peki, içmimarlık yapmanın en keyifli yanı nedir?

PB: Bence dönüştürmek. En enen tatmin edici ve keyifli tarafı benim açımdan, var olan birşeyi dönüştürebilmek. Sıfırdan yaratmak böyle daha ilahi birşeymiş gibi geliyor kulağa ama ben dönüştürmeyi daha heyecanlı buluyorum (mimarlar kızmasın :)). Biliyorum ki var olan yapılar içindeyiz, belli bir miktar sokağa taşan bir alanın tasarım süreçlerini de yürütüyoruz ama onun nasıl dönüştüğünü izlemek, benim açımdan en keyifli tarafıdır proje yapmanın ve tasarım yapmanın. Bir mekâna girdiğinizde, o mekânın başladığı noktayla nereye gidebileceğini bir anda hissedip görebilirsiniz ama derdinizi o an anlatamazsınız. Yapmanız lazım, projelendirmeniz lazım, yıkmanız lazım, bir daha yapmanız lazım. O süreçlerdeki heyecan da hoşuma gidiyor. Kullanıcının, mal sahibi veya proje sahibinin süreçleri takip etmesi, geri dönüşleri... Bunlar da tasarım yapmanın heyecanlı taraflarından biridir benim için.


Sıfırdan dönüştürmek var bir de tadil etmek var değil mi? Mesela insanlar Instagram’daki 'before after' ları çok seviyorlar...

PB: Ben kötü bir Instagram kullanıcısı olarak, onu yapmayı başaramadım henüz ama çok ender çok özel işler çıkıyor ortaya ve en azından onları arşivlemek istiyoruz. Projelerimizin fotoğrafları elimizde olsun istiyoruz... Bazen mal sahiplerinin fotoğraflar konusunda haklı bir çekincesi oluyor, günün sonunda herkesin evi ve özelidir. Hafızamızda kalması da yeterlidir. Bazen yaptığımız bir işi unuttuğum ve sonradan aklıma geldiğinde ya da dosyaları karıştırırken gördüğümde, vay bunu da yapmışız dediğim ve gururlandığım oluyor ama fotoğrafı da olsa hiç fena olmaz... Bir ara ona da vakit ayırmak istiyoruz. Vakit isteyen bir iş olduğu için, organize olmak, hangisini hangi değerde arşivlememiz gerektiğine oturup çalışmamız lazım... Önümüzdeki ayların, Eylül, Ekim planları içinde var ama bakalım.


Before, after


Aaa süper böyle bir sorum vardı sonlara doğru, sonlara kalsın, bu planınızı not edelim... Teknoloji ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Teknoloji tasarım yapma şeklinizi nasıl değiştirdi?

PB: Ofisimizde, mimari projelerin neredeyse tümü BIM destekli programlarla çalışılıyor. Örneğin Archicad. Revit de son yıllarda bu alanda tercih edilen bir program. Onun da eğitimlerini tamamladık. Fakat ben içmimari projelerin tasarım süreçlerinde bu programları kısıtlayıcı buluyorum.


Bu programlar benim yaratma süreçlerimde çalışabileceğim programlar değil. Tasarım çalışmalarımda veya içmimari projelerde daha esnek programları kullanıyorum. Gelişen teknolojilere rağmen bence hala daha en yaratıcı araçlar: Kalem ve kâğıttır.


Bazen ekran karşısında ben de çok kilitleniyorum, modelleme programlarında örneğin... Onu kapattıktan sonra yarım saatlik bir kahve molasında bir skeç yaptığımda, bütün gün düşünmem gereken şeyi kağıda dökebiliyorum ve çok daha özgür hissediyorum. Saçmalayabiliyor, yaptığım şey üzerinden bir sürü fikir not edebiliyorum. Teknolojik anlamda programlara kısılıp kaldığımızda, aslında o işin özünü unutabiliyoruz. Bunu ben de çok yapıyorum, bunu kendime de özeleştiri olarak söyleyebilirim. Yani bir programın kurbanı olduğumuz projeler de oldu. Bunu aşmak lazım çünkü bazen gerçekten o teknolojik programların kurbanı olabiliyor tasarım süreçleri. Bir nefes alıp uzaklaşmak gerektiğine inanıyorum, tasarım hala daha kalem ve kâğıtla ilişkili olan birşeydir, bundan uzaklaşmamak lazım. Eğitim süreçlerinde de okullarda da şu anda takip ettiğim kadarıyla(bazen jürilere katkı koymak için gittiğimizde), her şeyin teknolojik ortamlarda tasarlandığını gözlemledik. Bu da işi biraz ruhsuzlaştırmaya başlıyor, mekânlar işin özünden kopmaya başlıyor. Mekânı yaşayabilmek için kalem kâğıt önemlidir diye düşünüyorum.


Ben de grafik tasarım okurken skeç isteyen hocalarıma anlam veremezdim ama şimdi çok iyi anlıyorum önemini... Düşüncelerimizin beynimizden elimize gitmesi ve alıştığımız bildiğimiz ve bize göre kullanımı daha doğal gelen kalemi kâğıtla buluşturmak bambaşka birşey. Kalem kâğıt yerine araya makine girince işin rengi değişiyor.

PB: Kesinlikle çok güzel ifade ettin, katılıyorum. Bilgisayar ve program seni bir yerde kısıtlıyor. Beynin verdiği komutları aktaramıyor olabiliriz programa. Öteki taraftan da artık mesleki hayatın da bir parçası, dünyanın da bir parçası, onlarsız da olmuyor. Bu teknolojiler sayesinde derdimizi, bir projenin kapsamını ve detaylarını daha güzel ve daha hızlı aktarabiliyoruz. Herkesin görme duyusu, algılama şekilleri aynı değil diye, bazı işlerde gerçeğe yakın renderlar kullanmak durumunda kalıyoruz. Süreçler açısından çok yardımcı olduğunu özgüvenle söyleyebilirim. Bazen tasarım sürecinde uzun bir vakit kaybına neden oluyor ama daha sonraki etaplarda o arayı kapatabileceğimiz bir zaman da kazandırır. Karşı taraf projeyi doğru görüp algılar. Kaçabileceğimiz birşey değil, kaçmamalıyız da ama fikri kâğıda aktarmaktan da uzaklaşmamak gerekiyor. Ben de zaman zaman uzaklaşıyorum ama geri döndüğümde, farkını gerçekten hissediyorum. Daha yaratıcı olabileceğimin farkına varıyorum.



Kıbrıs’taki müşteri profilinin üç boyutlu çizim görme gibi bir talebi var mı?

PB: Üç boyut son zamanlarda daha da popüler oldu. Herkes bu şekilde iş yaptığı için, gerçekten her çalıştığımız kişinin ilk talebi budur, üç boyutlu çizimi de görebilecek miyim?


Bu tabi değişken bir durumdur bence çünkü bazen her şeyi üç boyutta göstermek ters tepebilir. Üç boyutlu çizimler bazı durumlarda gerçekten yapacağınız işi yansıtmayabilir ya da fazlasını yansıtabilir veya çıkan sonuçla alakalı tereddütler yaratabilir... Soyut tasarım görüşmeleri daha verimli olabilir bazı açıdan, ama şu anda genel talep bu yönde. Bu yüzden biz de işin o kısmına biraz daha ağırlık verdik.


Bazen de teknik çizim okuyamayan veya okumak istemeyen üreticiler/uygulayıcılar, üç boyutlu bir çizim görünce, yani işin gerçekte nasıl olması gerektiğini, o işi daha az hata ile yapabildiler... Fakat bunun çok büyük bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Bana göre şantiyeye üç boyut görseli değil, teknik proje çizimlerinin verilmesi gerekiyor.


Neden?

PB: Yani, teknik proje ile yürümek lazım. Biz bir işi milimetresine kadar detaylandırıyoruz. Üç boyut ise algı hatası yaratabiliyor ya da işi yürütecek olan usta veya firma orada gördüğü bir detaya takılarak iş yapmaya çalışıyor.


Tabi ki gerekli durumlarda şantiyelere üç boyutlu çizimleri de gönderiyoruz ama tercihim tüm üretim etaplarının teknik projelerle yürütülmesi.


Artılar ve eksileri var yani... Eksiklikliklerinin çok farkında olup süreci ona göre yönetmek gerekiyor.

PB: Süreci doğru değerlendirmek gerekiyor, kaptırıp giderseniz bu işin limiti yok. O kadar mükemmel programlar o kadar ciddi zaman ayırabileceğiniz şeyler var ki, gerçeğine yakın sonuçlar çıktığında, hoşunuza gidebilir ama zaten az sonra gerçeğini üreteceğiniz bir işten, üç boyutun vakit çalmaya başladığını anladığınızda geri çekilmeniz lazım ki diğer projelere de aynı oranda zaman ayırabilesiniz. Onun ayarını iyi yapmak lazım, dengesini iyi sağlamak lazım...

Ki bunlar hep deneysel olarak oldu bizde, biz de yaptık bu hataları.


Buradan da o zaman gelecek için planlarınız sorusuna geçmek istiyorum, az önce bahsettiğin, fotoğraflama ve arşivleme planınızın olduğunu öğrendik... Başka planlarınız var mı?

PB: Gelecek için iki önemli planım var. Birincisi, şu an kullandığımız mekânı daha elverişli bir hale getirmek veya daha elverişli bir mekâna taşınmak. Ofisimize duygusal olarak çok bağlı olduğumu belirteyim ama ihtiyaçlar arttıkça başka arayışlar başlıyor doğal olarak. Keyfimize keyif katacak yeni bir mekân gelecek planlarımız arasında.


İkincisi ise keyifle yaptığımız projelerimizin içmimari ve mimari fotoğraf çekimlerini gerçekleştirmek. Tümünün arşivlenmesini ve fotoğraflanmasını istiyorum. Eylül, Ekim aylarında buna odaklanmaya çalışacağım.


Bir de tabi ki seyahat etmek.


Hepsini güçlendiren en güzel şey sanırım, benzinimiz seyahat etmek...

PB: Kesinlikle, mükemmel bir tanım yaptın. Bazen şarjım bittiğinde veya enerjisiz hissettiğimde arabayı Karpaz’a sürmek bile iyi geliyor ama bu seyahat ya denizde sonlanıyor ya da bir sınırda. ‘Kaçmak’ ada insanına iyi geliyor bence. :) Benzin alıp geri gelmek gerekiyor…


Pandemiyle zaten bütün hayatımız internet oldu, sosyal medyada saatlerce kendimi sayfa sayfa içerik bakarken buluyorum ya Facebook ya da Instagram’da. Sürekli haberlere veya insanların haberlere serzenişlerine maruz kalıyoruz... Gündem zaten bitmiyor. Her sabah bir tane yeni ‘’eğlenceli’’ gündemle uyanıyorum, diyorum herhâlde rahat olmak başka bir duygu çünkü biz hiç tanımadık öyle birşey, öyle bir ortamda büyümedik... Bizde rahat diye birşey yoktur biz her sabah yeni bir ‘’eğlenceyle’’ uyanıyoruz. Demek istediğim hayatımızda bitmek bilmeyen bir heyecan var.