Dünya İç Mekanlar Gününe Özel...

R11, ‘Vortex/Girdap’ Sergisi ve Dünya İç Mekanlar Günü


Bölüm I: R11

27 Mayıs 2022 öğleden sonra beyaz ekrana düşenler...


Ona “ne olur, rica etsem, elinizle bir dokunun lütfen” derken duyuyorum kendimi.


Çekingen elini uzatıyor. Cesaretlendirmek için kendi elimi uzatıyor, panoda asılı seramiğin üzerinde seramiği okşar gibi gezdiriyorum. Beni taklit ediyor. İlk önce biraz çekingen, sonra biraz daha ustaca geziyor eli seramiğin yüzeyinde. “Şimdi de buraya koyun elinizi lütfen” diyorum ve kendi elimi panonun üzerinde tamamen ayni renk, ayni desen bir başka seramiğin üzerine götürüyorum. Eli, yine elimi takip ediyor. Yine ilk başta biraz çekingen, sonra biraz daha cesaretli. “Son olarak da buraya” diyorum ve elimle bu defa yine ayni renk, yine ayni desen üçüncü bir başka seramiği işaret ediyorum. Başımı kaldırıp gözlerinin içine bakıyorum. Göz göze geliyoruz. Bu defa benim elimi uzatmamı beklemeden kendi evindeymiş gibi bir rahatlıkla elini uzatıyor ve seramiğin üzerinde gezdiriyor. Gözlerinde şimdi bir başka ifade var. Çok önemli bir şeyi anlamış olmanın verdiği tatlı bir gülümseme yayılıyor yüzüne.





Evet”, diyorum “işte bu R11”.


Bana bakan gözler bir an yine duraksıyor ve sorgulu bakışlarla doluyor. “Sizin havuz etrafı için seçeceğiniz seramiğin can güvenliğiniz açısından sahip olması gereken özellik” diye açıklıyorum. Devam etmemi teşvik eden bakışlarla susuyor. Açıklamaya devam ediyorum: “Biz ellerimizle dokunduk bu seramiğe, ama havuz etrafında veya evinizin girişinde, salonunda, duşunda veya terasında bu böyle değil. ‘Genellikle’ (muzip bir şekilde gülerek söylüyorum bunu) ayaklarımızla dokunuruz zeminlerimize... Girişte, ‘genellikle’ (yine gülüyorum) ayaklarımızda ayakkabılarımız vardır. Duşta ve havuz etrafında ise ‘genellikle’ (artık beraber gülüyoruz!) çıplak ayak oluruz... Salonda ve teraslarda ise büyük bir ihtimalle terliklerimizle geziniriz (hem kafa sallıyor hem gülümsüyoruz)”.


“İç mekanlarımızın zeminleri sıra dışı bir durum olmadığı sürece normalde kuru olurlar. Kayma riskini zeminlerimiz ıslak olduğunda yaşarız. Bu da ya girişlerimizde, teraslarımızda yağmur yağdığında olur ya da işlevleri gereği duşlarımızda veya havuz etraflarında... İkisi arasında fark vardır – birinde ıslak zemine ayakkabılarımız ile basarız, diğerinde ise çıplak ayak. İlk dokunduğunuz yüzey parlak bir yüzeydi, bayağı kaygandı, kuru alanlarda iç huzuru ile kullanabileceğimiz bir malzemeydi. İkinci dokunduğunuz yüzey ayakkabı ile bastığımız ıslak alanlarda kullanılabilecek matlıkta -R10 gibi- bir malzeme idi... Sonuncusu da – R11 – yani, çıplak ayak bastığımız ıslak zeminlerde olması gereken kaymazlık özelliğine sahip bir malzeme idi.” Başını sallıyor ve ellerini bir kez daha, ama bu defa kendi içinden gelerek üç seramiğin üzerinden gezdiriyor. Sohbetimiz sonra daha farklı kanallara girerek ilerliyor. Derinleşiyor.


Sonra onlar gidiyor, ben kalıyorum ve ellerimizi düşünüyorum.

Biraz da biz onlara dokunduğumuzu zannederken bize dokunan iç mekanlarımızı...



Bölüm II: Rüstem Kitabevi ve ‘Vortex/Girdap’ Sergisi

27 Mayıs 2022 akşamı yüreğime düşenler...


Lefkoşa’da en çok sevdiği kapalı iç mekanlardan birindeydi. Rüstem Kitabevi’nde. Gözlerine değil, anılarına, duygularına dokunan bu tılsımlı mekâna her gelişinde çocukluğunun ilk yıllarında babası ile buraya gelişlerini, kitap alışlarını ve babasının ona bu kitapları okuyacağı anın gelmesini iple çektiği günleri hatırlardı. Şimdi bu kitabevi, girişin sol tarafında başarıyla tamamlanan bir yenileme projesi sonunda oluşturulan sergi mekânı ile zenginleşmişti. Girişin sağ tarafında, oldukça yüksek tavana kadar uzanan raflarda tıka basa kitaplarla yüklenmiş duvarların insanı kapsadığı bir atmosfer... Girişin sol tarafında ise, yer yer neredeyse eğilerek geçilmesi gereken açıklıklarla birleştirilmiş, iç içe geçen mekanların resim, fotoğraf gibi görsel sanat eserlerine ev sahipliği yaptığı, bembeyaz, hafif, ferah bir atmosfer...



‘Vortex/Girdap’ isimli sergi, onun ilk resim öğretmeni olan Emel Samioğlu’na aitti. Karşılaştılar. Kucaklaştılar. İkisinin de gözleri doldu. Sergiyi hayretler içerisinde gezdi. El yapımı kağıtlar üzerine veya el yapımı kağıtlarla üç boyutlu olarak yaratılmış eserler bembeyaz duvarlarda ve yerlerde çok ilginç bir düzenek içerisinde sergilenmişti. Ve çok ‘el’ vardı... Eller, eller... Tutunmaya, tutmaya ve ele geçirmeye dair hikayeler anlatan eller... Duvarda serginin özünü anlatan kocaman (oversize) beyaz sayfalar üzerine basılmış açıklamalar vardı. Derya Ulubatlı’nın kaleme aldığı bu açıklamalar Yorgos Seferis’in ‘Beyaz Kâğıt’ isimli şiiri ile sonlandırılmıştı.


Ne idiyse onu yansıtan / amansız bir ayna şu beyaz kâğıt / Senin sesinle konuşur beyaz kâğıt / Senin gerçek sesinle, beğendiğinle değil / Senin eserindir, boşuna harcadığın / Bu hayat. / Yeniden ele geçirebilirsin belki / Seni başladığın yere / Fırlatan bu kaygısız nesneye / Tutunabilirsen eğer. / Hayatın, sen ne verdiysen odur / Bu boşluk, sen ne verdiysen odur / Bu beyaz kâğıt”.


Bölüm III: Eller ve Eldivenler

27 Mayıs 2022 gece yarısına doğru sergi sonrası gelenler


Derler ki ellerimiz bir çeşit ruh antenlerimiz gibidirler. Hatta derler ki zihnin paniklediği, yorulduğu ve ağrı ile baş edemediği yerde eller devreye girer, şifa verir... Çocuklarının ağrıyan yerini elleri ile kapayan/koruyan anne-babalar bunu çok iyi bilirler. Teknolojik bin bir çeşit tanı cihazından destek alsalar da hastalarını kendi elleri ile muayene etmeye devam eden doktorlar da...



Bana gelir ki, iç mekanlarımız da yaşamımız dediğimiz bazen neşeli, bazen hüzünlendiren, bazen de ürkütücü sınırsız boşluğu ‘elimize almaya’ çalışırken ellerimizi koruyan eldivenler gibidirler... Ellerimiz gibi ama değil... Kabuk gibi ama o da değil... Kopya desek değil. Orijinal hiç değil. Ellerimiz olmadan hareketsiz, ellerimizle hareketli... Bizsiz durağan. Boşluğa meydan okurcasına kendi ellerimizle yarattığımız atmosferler... Ele geçirilirken ele geçirebileceğimiz... Dönüşmek için kendi ellerimizle tasarlayabileceğimiz... Ele avuca sığmayan duygularımızı daha rahat tutabileceğimiz, barındırabileceğimiz ve böylelikle büyüyüp büyütebileceğimiz... Hayat ağrıdığında, zihnimiz yetemediğinde içine sığınıp kavrayışında iyileşebileceğimiz...


Bölüm IV: Dünya İç Mekanlar Günü

28 Mayıs 2022 mekanlarla dönüşmek, dönüştürmek ve dokunmak...


Bugün Dünya İç Mekanlar Günü... Uluslararası İçmimarlar Federasyonu IFI (International Federation of Interior Architects/Designers) her yıl, Dünya İç Mekanlar Günü için farklı bir tema seçer. Geçen yılın teması “Küresel İletişim Olarak Tasarım” (Design as Global Conservation) iken, IFI bu yılın temasını “Geçmişe Saygı, Geleceğe Teşvik” (Pride of the Past, An Incentive for the Future) olarak belirledi. IFI, kendi web sitesinde bu başlığı, genel kurulda üyelerin, geçmişi onurlandırmak, geçmişin deneyimlerinden öğrenirken de yeniliği ve mesleğin geleceğine yönelik etkinleştiren, güçlendiren, yüreklendiren bir bakış açısını kutlamak için seçtiğine yönelik açıklama da yaptı. Bugün için tasarladıkları çok güzel hareketli görsel beni çok etkiledi. Bakmak isteyenler varsa https://ifiworld.org/ifi-world-interiors-day-2022-theme-launch/ adresinden girip bu göz ve ruh ziyafetinde düşüncelere dalabilirler. J


Dünyanın her yerinden birçok insanı ve topluluğu bir araya gelerek etkinlikler düzenlemeye davet eden IFI’nin çağrısına Miro Designroom ekibi olarak biz de kulak kabartıp, iç mekanlarımızın biz insanlar için anlamını ve önemini kendimizce ‘ele almaya’ karar verdik. Umarız sizler için biraz yüreklendirici, biraz da okuması keyifli bir metin oluşturabildik. İstedik ki herkes bilsin: İç mekanlar herkes içindir ve herkesin kendi iç mekânı veya o mekânın tasarımı için elle tutulur hayalleri var. Bu hayaller hepimizin en doğal hakkı ve hatta etki alanı...


Hepimizin IFI- Dünya İç Mekanlar Günü kutlu olsun... Özellikle de içmimarların kutlu olsun. İçmimarlık/tasarım disiplininin gücünün ve amacının bilinci ile boşlukları güzellik ve anlamla doldurmak için dur durak bilmeden çabalayan tüm cesur yürekli içmimarlara da buradan, Kıbrıs’ımızdan selamınız olsun...


Not: Fotoğrafları kendim sergide sanatçının ‘paylaşabilme’ izni ile çektim. Profesyonel değilim ama umarım en azından yazıya biraz renk ve anlam katmıştırlar.

 

Yazan: Münevver Özgür Özersay

Miro Designroom, Kurucu Direktör, Mimar, Bireysel Projeler Satış Koordinatörü

munevver@mirodesignroom.com


İletişim: 0392 223 87 82 | 0533 820 27 56 | info@mirodesignroom.com


131 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
wix logo 30003000.png